Selen Seyven: Kadın kadını her zaman rakip görür

Avlu’nun Heves karakteri Selen Seyven ile buluştuk bu hafta… Bir zamanların en çok izlenen dizisi Genco ile çok genç yaşta milyonlar tarafından tanınan ve sevilen Selen Seyven kariyerine başarıyla devam ediyor.

Eklenme: Son Güncelleme:
Selen Seyven: Kadın kadını her zaman rakip görür

Selen Seyven eniyikadin.com'dan Ferit Ömeroğlu'nun sorularını yanıtladı. Diziyi,kadınları, problemleri, hayatı konuştuk. Ben sordukça O şaşırttı. İnandığı düşünce her ne olursa olsun düşüncesine sansür uygulamayan bir karakter gördüm karşımda… Haliyle geriye muazzam bir sohbet, pek çok başlık ve üzerine düşünülecek çokça cevap çıktı. Sohbetin devamında yazı okuyor değil de,görüntü izliyormuş hissini verecek bir akustik yakalayacağınızı düşünerek, muhabbetimizle sizi baş başa bırakıyorum.

İşte keyifle okuyacağınız röportajdan satır başları;

Ferit Ömeroğlu: Sürdürülebilir olmak sanırım oyunculuk mesleğinin en önemli dinamiklerinden biri. Selen Seyven ismi geçtiğinde de eminim pek çok isim bu tespiti yapıyordur. Çünkü yıllardan beri bir şekilde ekran önünde takip edilen projelerin önemli simgelerinden biri oldunuz. Başarı, güzellik, yetenek kavramlarının ötesinde “sürdürülebilir” olmayı bize açıklar mısınız?

Selen Seyven: Sürdürebilir olmak… Bu bana ilginç geldi. Yani bir işi sürdürmekle alakalı bir şeyden bahsediyorsunuz anladığım kadarıyla… Oyunculuğu da sürdürebilir hale getirmek… Devamlı yükselerek, birer adım çıkarak yola devam etmenin sorusuysa bu şöyle cevap vereyim;yetenek, güzellik, başarıdan ziyade doğru tercih yapmak yani her rolü birbirine benzememesine özen göstererek, aynı rolün kadını olmaktan çıkmaya çalışarak ve farklı karakterleri tercih edip,tercihinin de arkasında durup bu işi yapmaya devam ederseniz, sizin dediğiniz gibi sürdürülebilir olunabiliyor.

Bununla ilgili beslenme kaynağınız ne oldu mesela? Kendiniz mi verdiniz kararları yoksa ailenizle birlikte mi aldınız?

Yok hayır. Buna tek başıma karar vermedim. Genelde ajansımla (Gaye Sökmen Ajans) beraber oturuyoruz bir rol geldiği zaman. Herkes fikrini söylüyor. Daha değişik bir şey gelsin,daha önce oynamadığım bir rol olsun diye konuşuyoruz. Sırf bu nedenle bir sürü oyuncu senelerce bir iş yapmayıp beklemiştir hatta bence. Benim de güzel bir rol beklediğim 2 senelik boşluğum var.Bir yerden sonra insanlar sizi “Aa güzel bir romantik komedi oyuncusu“ ya da “Aa iyi bir drama oyuncusu”gibi adlandırıyorlar ya. Bundan olabildiğince kaçınmak için her tercihinizi birbirinden farklı yapmaya çalışırsanız o zaman oyuncu oluyorsunuz diye düşünüyorum.

MÜJDAT GEZEN BENİ EĞİTEN, 4 SENE BOYUNCA ÜCRETSİZ OKUTAN, BENİ OKULUNDAN MEZUN EDEN ÇOK SEVDİĞİM BABAMDIR”

Tanınıyor olmanın ayrıcalıkları konusunda izleyiciler rahatlıkla empati kurabilirken, yaşayabileceğiniz muhtemelen dezavantajlar konusunda ise bir o kadar dar ve sığ görüşlü olabiliyoruz aslında.Bilinen ve ilgi gösterilen bir isim olarak, empati kuramayacak kadar farklı veya çirkin bir olayla karşılaştınız mı sosyal hayatta. Paylaşabilir misiniz?

Evet,neredeyse her gün. Şöyle oluyor tanınmak bazen evet işe yarıyor mesela buraya gelirken metrodan indim ve yanlış çıkıştan çıkmışım sonra oradaki görevliden İstanbul Karta basmadan çıkmam konusunda yardım aldım. Bu çok küçük bir örnek tabii ki ama, belli bir yerde kapılar sana açılabiliyor yani. Sadece bazen ünlü olduğun için insanlarda şöyle bir algı olabiliyor: “Ben ne düşünüyorsam sen de onu düşünmek zorundasın! Paylaşımların, tweetlerin, Instagram'daki postların ben ne diyorsam onun üzerine olmalı” gibi… Böyle çirkin bir baskı var isim yapmış insanlar üzerinde… En yakın örneğini yaşadık Metin Akpınar ve Müjdat (Gezen) Hocanın başına gelenlerde… Müjdat hoca beni eğiten, 4 sene boyunca ücretsiz okutan, okulundan mezun eden çok sevdiğim babamdır ve onun başına herhangi sıkıntılı bir şey geldiği zaman ben bunu geçmiş olsun dilekleriyle dilemek isterim. Ama bunu yaptığım için çok çirkin mesajlar aldım. Maalesef bu tarz şeylerle karşılaşabiliyoruz; özgür irademiz, kendi kararlarımız yok sanılabiliyor. Ama ben vicdanen rahatım ve inandığım şeyi savunuyorum. Benim hocama geçmiş olsun dileği dilemem kadar normal bir şey olmamalı bence. Öyle kötü şeyler yazılıyor ki üzülüyorsun… Tek şikayet ettiğim nokta bu! Yoksa hiçbir şekilde saygısızlığa uğramıyorum hatta çok güzel tepkilerle karşılaşıyorum, çok tatlı yorumlar alıyorum.

KADIN KADINI SEVMEZ DEĞİL, KADIN KADINI HER ZAMAN RAKİP OLARAK GÖRÜR”

Kadın kadını sevmiyor demişsiniz bir yerde. Kadın-Erkek çatışması,problemleri, eşitsizliği ve türlü problemleri arasında araya kaynayan bir problem sanırım bu tespit. Açmak istedim. Kadın kadını neden sevmez? Bu duygunun sektörel anlamda size çok zarar verdiğini söyleyebilir misiniz?

Aslında bu şöyle… Kadın kadını sevmez değil, kadın kadını her zaman rakip olarak görür. Bu doğada da var. Hayvanlarda da var.Herkes kendi bölgesinde savunur. Biyolojik yapımız da böyle mesela… Bir kadın bir kadınla uzun süre beraber kalması sonucu aynı gün adet görmeye başlarlar. Neden, çünkü üremek için birbirlerini rakip olarak görürler bu biyolojik açıklamadır ve gerçektir. Kadın kadını sevmiyordur konusu da aslında şu; bazen şöyle oluyor, zaten başarılı kadın olmak şuan ülkemizde de dünyada da çok zor bir şey. Kadın-erkek eşitsizlikleri ve bazı dayatmalardan dolayı kadın çok vahşileşiyor ve önüne gelen hiçbir şeyi görmeyebiliyor. Bu yüzden aynı kulvarda yürürken destek olacağına aksine kendi tahtını sarsacağı için köstek olmayı tercih edebiliyor. Bunu erkekler de yapıyor bu arada sadece kadınlar değil. Yani kadın kadına demişim ama bunu erkek erkeğe de yapıyor. Dünyada doğanın kanunu olduğu gibi güçlü olan kazanıyor.

Bu duygunun sektörel anlamda size zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Hayır vermiyor. Daha mücadeleci, daha sıkı tutunan, daha akılcı ve daha parlak zekada kalmaya çalışıyorsun ve bu dinç tutuyor bence kadını…

VİCDANİ BİR ŞEYİN ÖNCÜSÜ OLMAK İSTERDİM”

Hangi değişimin öncüsü olmayı arzu ederdiniz? Konu ve tema sınırı yok…

Hayvanlara insanlar kadar değer verilen bir toplumun öncüsü olmak isterdim.Hayvan haklarının insan hakları kadar geçerli olduğunu ve sadece onların konuşamadığını insanların anlamalarını isterdim. Hayvanlara çok çirkin şeyler yapılıyor konuşamadıkları için. Evet, farkındalık da artıyor bir yandan aslında ama bence farkındalık hep vardı hiç yok değildi. Osmanlı da 1873 yılında sokak hayvanlarını besliyordu, bizde nasıl çöpü toplayan insanlar varsa o zaman da hayvanları besleyen insanlar vardı ama gittikçe hayvanlara tecavüz, işkence gibi davranışlar meydana çıktı. Belki de hep vardı ama internet sayesinde kimin kime ne yaptığını görüyoruz; kedinin bağırsaklarını deşen sosyopat bir çocuk, papağanın gırtlağından sıkan manyağın teki…Yani vicdani bir şeyin öncüsü olmak isterdim. Ya da Türkiye'de özellikle kadını değerinin ne kadar aşağıda olduğunu ve aslında Türk kadının ne kadar güçlü bir yapıya sahip olduğunu göstermek isterdim. Ki zaten biz de böyle bir şey yapıyoruz“Avlu” dizisinde, büyük bir mücadele içerisindeyiz.

SANSÜR UYGULAMAYI SEVMİYORUM VE DÜŞÜNCELERİMİ ÖZGÜRCE İFADE ETMEK İSTİYORUM”

Tam bu noktada bir tespitim olacak. Selen Hanım düşündüğünü aktarmada kendine sansür uygulamayı sevmeyen, fikri düşüncesini kaygı taşımadan paylaşabilen bir karakter. Bunu geçmiş konuşmalarınızda ve şu an sohbet ederken anlayabiliyoruz. Şayet durum sizler içinde böyleyse, bu özellik size ne kattı, ne kaybettirdi?

Ne kattı ne kaybettirdiğinden ziyade insanın inandığı şeyi özgürce savunmasının her zaman arkasında duruyorum. Bir şeye inanıyorsan ve onun doğru olduğunu biliyorsan onu özgür iradenle istediğin gibi ifade edebilmelisin ve böyle bir dünyada yaşamalıyız. Ben kadının yerinin hak ettiği yerde olmadığını düşünüyorsam bu toplumda bir kadın olduğum için ve bu doğru olduğu için böyle düşünüyorumdur. Bunu özgürce ifade etmek de en büyük hakkım olmalı, özellikle kadın olduğum için,kadınlar adına konuştuğum için… Kendime sansür uygulamayı sevmiyorum değil uygulamayı tercih etmiyorum ve düşüncelerimi özgürce ifade etmek istiyorum.

TARIK AKAN AŞIĞIYDIM”

Oynadığınız yapımlar içinde (Şu an devam eden “Avlu” dizisi dahil) ara ara kendinizle yalnız kaldığınızda açıp izlediğiniz sahneleriniz oluyor mu, hangileri? 
Yok olmuyor. Kendimi açıp izlemiyorum daha doğrusu izleyemiyorum ama şöyle şeyler geliyor, sevenler sağ olsunlar böyle kendilerince sosyal medyadan kurgu yapıyorlar onları arada sırada izliyorum.Kendime şaşırdığım anlarım oluyor.

Selen Seyven Yeşilçam dönemine denk gelen bir jenerasyonda olsaydı hangi sanatçılarla bir arada oynamak isterdi ve bu filmin adı ne olurdu?

Tabii ki Münir Özkul ile oynamak isterdim. Adile Naşit ile de oynamak isterdim. Şener Şen ile hâlâ imkanım var oynamak için.. Ama ben esas Tarık Akan aşığıydım, çok beğenirdim onu ve Gülşen Bubikoğlu'nu… Onların ikisini çok yakıştırmışımdır çift olarak ve “Ah Nerede” filminde oynamak isterdim.

Sosyal hesaplarınızda gördüğümüz kadarıyla en çok pilates ile ilgileniyorsunuz. Ya da bu sadece dağın görünmez kısmı mı? Çok sportif bir yapınız var bunu sadece pilatese mi borçlusunuz?

Okul hayatımdan beri sporla büyütüldüm. Ankaralıyım orada buz patenine gönderildim, baleye gittim. Hacettepe Üniversitesi'nde lisanslı voleybol oynadım. Lisanslı binicilik yaptım. Spor hayatımın hep bir tarafında oldu ama son dönemlerde sadece pilates yapabiliyorum ona vaktim oluyor. Ama at binmeyi, voleybol oynamayı, kaymayı, board yapmayı falan seviyorum. Yani evet haklısınız, sporla ilgilenen bir tarafım var.

HAYATIMDA HİÇ O KADAR UTANDIĞIMI, PANİK OLDUĞUMU, KENDİMİ KÖTÜ HİSSETTİĞİMİ HATIRLAMIYORUM.”

Sorular üzerine çalışırken ekip arkadaşlarımızın tamamı bir soruda mutabık kaldılar. Biz üniversite yıllarında pek çok ironi kolay yaşayabiliyoruz. Öğrencilik yıllarınızda yaşadığınız komik, utanç verici veya ironik bir olay var mı? Ve sizin şimdiki öğrencilere bakış açınız nedir?

Var ama anlatmaktan çok utanıyorum. Konservatuardayken 3. sınıfa geçiş finallerimizdi her halde çok hatırlamıyorum. Hocamız vardı bir tane isim vermeyeceğim. Dünya yazarlarından herkes olabilir, klasik olabilir, her hafta bir tirat getirmemizi isterdi..Ben o hafta çalışmadan gitmiştim okula; ödevim yok ve sahneye çıkıp oyun oynayacağız, hoca bunun üzerinden not verecek,geçirecek. Böyle bir durum yani… Ben çıkıp kafadan atma bir tirat anlattım; ağlayarak isyan eden bebeğini kaybetmiş bir kadın.. Uzun bir tirat oynamıştım on beş dakikalık tamamen kendi hayal ettiğim bir şey ile… (gülüyor) Sahneden indikten sonra hocanın çok hoşuna gitti. Kim bu yazar? Dedi. Sonra ben de “Kanadalı Cooper bilmem bir şey” diye salladım ve hoca inandı buna… “Bu oyunu getirir misin çok merak ettim okumak istiyorum belki finallerde hep beraber sınıfça oynarız” dedi. Hayatımda hiç o kadar utandığımı, panik olduğumu, kızardığımı ve yaptığım şeyden hem gurur duyup hem de “Ben iğrenç biriyim” dediğimi hatırlamıyorum. Çok utandığım bir olaydı tabii ama yıl sonunda hocaya gidip itiraf ettim ve dedim “Hocam bu tamamen benim hayal ürünüm” diye.

İNSANA DUYULAN AŞK EVET BİR GÜN BİTİYOR AMA MESLEĞİME DUYDUĞUM AŞKIN BİR GÜN BİTECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”

Her yetenek sahip olduğu yeteneği ölçüsünde bir pozisyona ulaşamayabiliyor oyunculukta. Siz sahip olduğunuz yeteneklerinizle eş değer bir noktada olduğunuzu düşünüyor musunuz? Daha iyi bir nokta için gereken zemin ve şartlar neler size göre?

Düşünüyorum evet. Çok genç yaşta başladım ben. 17 yaşında ilk filmimi çektim ve daha okuyordum hala… 17 yaşımdan bu yana tabii ki bir sürü hata yaptım, doğru kararlar veremedim, doğru tercihler yapamadım, bazen yanlış yollara saptım bazen yapmam gereken şeyi çok geç yaptım ama genel olarak yine de düşe kalka şu anda bulunduğum yerden mutluyum. Kötü yorumlar almıyorum insanlardan,kötü tepkiler almıyorum, güzel yorumlar alıyorum, iyi eleştiriler alıyorum. Doğru tercih ve doğru insanlarla çalışmak çok önemli çünkü sektör çok kalabalık, herkes oyuncu ve ajansının seni ne kadar yönlendirdiği, kimlerle nerede nasıl görüntülendiğin, tercih ettiğin projeler vs. bunların hepsi bundan sonraki kariyerinin nerede olacağını belirliyor.

Beni doyuran, mutlu eden, hayata sarılmamı sağlayan en güçlü duygum mesleki aşkım diyor Selen Hanım. Hemen soralım: her aşk bir gün biter dogmasına sığınırsak, sizinkinde böyle bir tehlike var mı? (Tebessüm)

İnsana duyulan aşk evet bir gün bitiyor ama mesleğime duyduğum aşkın bir gün biteceğini düşünmüyorum. Ya da alakasız belki ama çikolataya duyduğum aşkın da hiçbir zaman biteceğini düşünmüyorum. Çünkü aynı aşktan bahsetmiyoruz. Mesela Tanrı aşkı bir gün biter mi sizce?İnanıyorsanız hiçbir zaman bitmez. O nedenle mesleki aşkın biteceğine inanmıyorum çünkü buradan besleniyorum. Mesela okuduğum kitaptan da besleniyorum, izlediğim filmden de,seyrettiğim diziden de, arkadaş çevremden de besleniyorum. İnsanı her zaman dinç tutan hayatın pozitif devam etmesini sağlayan bir taraf vardır. Ya sevgiliniz sabah güzel uyandırır, ya okuldaki sınavdan başarılı bir not almışsınızdır bu sizi bir sonraki sınava daha iyi hazırlar. Benim bahsettiğim şey böyle bir şey…Yaptığım mesleğin onaylandığı ya da takdir aldığını görmek ve iyi yaptığına inanmak seni bir sonraki aşamaya daha donanımlı taşıyor. Doğru bir karar vermişim ve o yüzden bu aşkın hiç biteceğini zannetmiyorum.

ŞU AN DÜNYADA TUTAN TEK KONU KRİMİNAL”

Türkiye'de sinema, televizyon genelde dram ve komedi ekseni arasında yürüyor.Eğer imkânınız olsaydı hangi bunlar dışında, sizin de başrol olacağınız hangi türde, nasıl bir yapım ortaya çıksın isterdiniz?

Kriminal. Kriminal olmaya çalışan işler var ama bir yerden sonra ya polis suçluya aşık oluyor ya kadın başka bir adamdan hamile kalıyor gibi saçma bir entrikaya bağlanıyor konu genelde bizde maalesef…Evet, entrika seyirciyi çok tutan bir şey ama gerilim uyandıracak,dedektiflik projeleri bence daha ilgi çekici olabilir. Son dönemlerde “Dexter”ı izledim mesela onun gibi “Parfüme”,“How to Get Away with Murder” gibi projeler yapmamız lazım…Çünkü şuan dünyada tutan tek konu kriminal. Çok ilginç ama Netflix dizilerine baktığınızda, dünyadaki tutmuş bütün dizilere baktığınızda durum böyle… Bizde ise dramaya çok boğuyor insanı şu anki projeler. Trajikomik bir iş yapılmıyor mesela.Bizim en son yaptığımız çok güzel trajikomik bir işti: “Klavye Delikanlıları”. Muhteşem bir senaryosu vardı. Hem çok komikti hem de mantılı bir yerden bir şeyleri eleştiriyordu birazcık ampul yakıyordu. Bir ara absürt işler çok ön planda yürüdü işte “Kardeş Payı”, “Leyla ile Mecnun” gibi ama onlar da bir yerde bitti. Hep kendini tekrar eden dramlar, hep kendini tekrar eden karikatür komediler… Bunlardan yürüyoruz ama dediğim gibi bence daha kriminal, daha entrikalı işler yapılmalı. Belki de artık bütün işler internete kayacak bilmiyorum.

İNTERNET DİZİLERİ TELEVİZYONLA YARIŞACAK KADAR GÜÇLÜ BİR YERE GELEBİLİR”

Evet,artık internet dizileri yaygınlaşmaya başladı biliyorsunuz. İnternette pek sansüre uğramadığından, herkes daha rahat bir şekilde iyi işler çıkartabiliyor. Sizce televizyon yavaş yavaş bitme noktasına geldi mi? Sektör internete taşınıyor mu?

Bence televizyon bitmez. Televizyonun çok zor bitmesi çünkü interneti kullanan bir kitle var evet ama televizyonu 24 saat evinde açık tutan bir kitle de var. Televizyonun bitmesi bir devrin bitip yeni bir devrin başlaması gibi bence hani bu büyük bir olay,sansasyonel bir şey. Çünkü televizyondan haber izleyen, saate bakan annelerimiz var bizim. Benim anneannemin evinde 24 saat televizyon açık, televizyon açıkken kitap okuyor ve haftada iki kitap bitiren kadından bahsediyorum. Artık alışkanlık haline gelmiş televizyon; su içmek gibi, yemek yemek gibi… İnternet de şöyle bir şey olabilir ama televizyonla yarışacak kadar güçlü bir yere gelebilir internet dizileri, internet yatırımları ki zaten şu an gidilen yol da o yol.

Yıllarca dizi sektöründe kadınlar biraz daha arka planda kalan karakterler oynadılar aslında. Son yıllarda ise yapımlarda daha dominant kadın karakterler görüyoruz. Bir şeylerin farkına varılıyor ve değişiyor mu yoksa bu gelip geçici bir durum mu sizce?

Bu sadece bizim ülkemizde değil dünyada olan bir şey ama farkında mısınız? Son dönemde giren bütün dizilerde, filmlerde, en son izlediğim Natalie Portman'ın dünya ve uzaylılarla ilgili bilim kurgusunda bile bir kadından yola çıkılmış. Dünyada böyle bir durum var. Güçlü kadın imajı, kadın hikayeleri, kadın başroller artık oradan yürümeye başladı sinema dünyası…Bana artık hikayeler bitiyor, yolların başka yerlere sapması ve kendini tekrar etmemesi için gibi geliyor ama umarım ben yanılıyorumdur ve umarım kadın daha güçlü yere geliyordur toplumun gözünde. Bizde mesela içinde olduğum için demiyorum ama kadın işi diyebileceğimiz bir tek “Avlu” var şuan. Üstelik dizideki bütün kadınlar da çok güçlü, pasif kadın yok.

BİRBİRİNE SAHİP ÇIKAN, KENETLENEN BİR EKİBİZ”

Avlu”çekimleri nasıl gidiyor, set çalışmaları nasıl, dizi ile ilgili bir şeyler paylaşmak ister misiniz?

Kadınlarla iş yapmanın çok özel bir yanı var. 9 kadın bir odaya sıkışıp senaryo üzerine daha fazla nasıl etkileyici oynayabiliriz diye beyin fırtınası yapıyoruz. Yönetmenimizle beraber bir atölyede çalışıyoruz. Hep birlikte kafa yoruyoruz ve bu birliktelik dizinin başarısına yansıyor. Evet, senaryosu çok kuvvetli,yapımı çok kuvvetli bir iş ama oyuncuları da yadsınamaz bu noktada…

Keyifli geçiyordur set ortamı…

Çok keyif alıyoruz. Aynı zamanda okul gibi çünkü. Hülya Gezen'e çok teşekkür ediyorum burada… Demet (Evgar) öyle, Ceren(Moray) öyle… Birbirine sahip çıkan, kenetlenen bir ekip olduğumuzu düşünüyorum. Başarımız da buradan kaynaklı bence…

Karşınıza pek çok rakip yapım geldi aslında dediğiniz gibi… Ne iyi yapımlar ayakta kalamayıp final yapıyor malum. Zor olmuyor mu ayakta kalmak? 
Zor oluyor tabii… Ama güçlü hikaye güçlü ekip ve ne yaptığını bilen bir yapımcımız var. Farkındalık yarattığımızı düşünüyorum. Bazı eleştiriler alıyoruz, bazıları yaptığımız işi anlamadığı için yanlış taraftan vuruyor. Ancak motivasyonumuzu düşüren şeyler değil bunlar, aksine daha iyiyi yapmak için bize başka yollar açıyor.


selen seyven selen seyven kimdir selen seyven en iyikadin